18 Haziran 2009 Perşembe

The winner takes it all

Bazı şanslı insanlar vardır ve hayatta ne yapacaklarını seçerler. Avucunda bir dolu bayramlık harçlığıyla bakkala giden çocuklar gibi, canlarının çektiği şeyleri parmaklarıyla göstermeleri yeterlidir. Düştükleri zaman onları kaldıracak dayıları vardır, yoluna koyar işleri. Yağmurlu günde onları almaya hazır arkadaşları vardır, sıcacık kaloriferli arabalı. Çektikçe dibi görünmeyen hesap cüzdanları vardır, doldukça dolar gardropları. Bitmek tükenmez hırsları vardır, kazan-kazan oyunları. Tırnaklarını yemezler, kimseyi incitmezler, bulunmaz kusurları. Sıraya da yazmadılar onlar, kimseyi çekiştirmediler, çok içmediler asla, sivilceleri de çıkmadı. Mütevazıyken bile dikkat çektiler, dikkat çekmezken bile ilgi gördüler. Takip ettikleri şerit trafikte hep aktı, işlerini de son dakikaya bırakmadılar. Her yere yetiştiler, gitmedikleri partilerde arandılar. Dertliyken bile mutluydular, söylenirken bile haykırıyorlardı meziyetlerini. Özenildiler, ama asla özenmediler. Doğru zamanda doğru yerdeydiler, iyi tesadüflerin vazgeçilmez unsurlarıydılar. Fanusta yaşadılar, oradan çıkmaya korktular, zaten hayat onlara en cici yüzlerini de gösterdi. Tunçtan heykeller gibiydiler, asla riske girmediler. En sağlam bungee-jumping ipleri onların ayağına bağlandı. Heves edilen ne varsa heveslenmeden yerine getirdiler. Daha mükemmel olmak için sıkıntıya girdiler, başaramamayaysa tahammülleri yoktu hem de hiç. Terleri kokmaz, giysileri batmaz, düğmeleri düşmez günün ortasında. Salon ayakkabılarına da kimsecikler basmaz. Herkese beşer gol çakarak başladılar hayata, kimse de hesap sormayacaktı onlara ama yine de çalıştılar, hırsla ve öyle bir azim de başkasında yoktu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder