yani şöyle bir düşündüm... her şeyden çabuk sıkılan ben, değişikliği düstur edinmiş ben, izlerden boğulan ben, yapışıklıktan gerilen ben, bütün taksiler benimken neden arabam olsun istiyorum? bir çarkın dibindeki bir vida olup, az yorulup çok keyfini çıkartmak varken neden çarkın tapusunu istiyorum, bu kadar mı cazip geliyor uzanamadığım ciğer. neden kamçı etkisinde yolun sonuna ulaşma hevesi, seyretmek varken...
çaldığım ıslık uzayıp uzayıp bir sicim gibi sarmalıyor beni, anda bir çember oluşturuyor da yerimde saydırıyor. bu da geliyor bu da geçiyor, bir yandan unutkanlığım hissizliğime saydırıyor. şaşkınım hem de çok, tam uzanacakken görünmez bir el tereyağından kıl çeker gibi acısız ve acımasız itiyor beni başka köşeye. acıtmamasına şaşıyor, acımamasını kanıksıyor, hep baştan plan yapıyorum. startı için bir tabanca sesinde kulağım ama elleri yağmurun elinden yarış hakeminin. ya tabanca hayalet ya hakem ...
sonsuz bir uzayda gibiyim, adet yerini bulsun diye hareket edişim. içimdeki azim çoktandır high-al aleminde, temel gıdadan yoksun bırakan bana ne demeli.
bir şey varsa var, ama eksikse de eksik işte. telkinlerin yararı sökmesin eksiğin ağrıyan yerini. acıysa acı gibi yaşansın, biraz dağınık kalsın duygular, gelişigüzelse toparlama eylemi. doğru ilaçla eşleşmiyorsa ağrı, doğru sargıyla sarılmıyorsa yara kendi haline bırakılsın, kanamayı da unutmasın lütfen. acemiliğimize yenik düşelim biraz n'olur, savunma mekanizmamız bünyeyi doğrultmuyorsa eğer boşuna köreltmesin duyularımızı.
18 Haziran 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder